05 ARALIK CUMA   

 

KÖY HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ HAKKINDA IMF’ci GEREKÇELER DOĞRU DEĞİLDİR!

  • Hantal, verimsiz ve başarısız?
  • Mükerrerlikler var ? – Eşgüdüm yok?
  • Tüm gelir cari harcamalara gidiyor?
  • İşler müteahhitlere yaptırılıyor?
  • Bu hizmetler mahalli işlerdir?

Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünü kapatmaya girişen 21 Ekim 2004 tarihli 13 madelik Kanun Tasarısı, her tasarıda olması gerektiği gibi, bir genel gerekçe ile madde gerekçeleri eklerinden oluşmaktadır. Ancak tasarıda madde gerekçeleri doğrudan maddelerin tekrarlanmasından ibarettir. Hiçbir maddenin gerekçesinde, ilgili maddeyle getirilen hükmün amacına, kapsamına ve sonuçlarına ilişkin herhangi bir açıklama yoktur. İpucu elde edilebilecek tek bölüm, genel gerekçe bölümüdür. Tasarının genel gerekçe bölümünde ise, KHGM’nün kaldırılması için gerçekdışı gerekçeler yaratılmaya çalışıldığı, açık çarpıtmalara girişildiği görülmektedir. KHGM, beş gerekçeye dayanılarak kaldırılmak istenmektedir. Aşağıda bu gerekçeler incelenmektedir.

1. Hantal ve verimsiz devlet iddiası: Tasarıya göre, “aşırı merkezi ve hantal devlet yapısı”, kırtasiyecilik, işbölümü ve görev tanımındaki eksiklikler, koordinasyon zayıflığı .. kaynak israfını artırmakta ve hizmet kalitesini düşürmekte, kamu hizmetleri halkın beklentilerine – gereksinimlerine yanıt verememektedir. KHGM bu sorunların açık bir şekilde hissedildiği verimsiz ve başarısız bir kurumdur.
Köyişleri Bakanlığı’nın kuruluş yılı olan 1963’e kadar, bu hizmetler il özel idareleri tarafından yerine getirilmekteydi. Hizmetler, 1965 yılında Yol Su Elektrik (YSE) Genel Müdürlüğü’nün kurulmasıyla birlikte bir uzmanlık birimi eliyle görülmeye başlanmıştır. Böylece, köy hizmetlerinin görülmesinde yaşanan dağınıklık, çokbaşlılık, kaynak israfı ve uzmanlık yetersizliği sorunları aşılmıştır. 1960’lı yıllardan başlayarak elde edilen başarılar, hizmetlerin yerel yönetimlerin dağınıklığından merkezi planlamaya geçirilme tercihinin ne denli isabetli olduğunu göstermiştir.

1965 yılındaki durum şöyledir: Ülkemizdeki 36.500 köyden 19.500’ünün hiç yolu yoktu; 62.000 km’lik toplam yol ağının ancak 32.000 km’lik kısmı ulaşıma açılmıştı; hiçbir yolda asfalt ve san’at yapısı yoktur.

2000’li yıllara gelindiğinde yolu olmayan köy kalmamış, mevcut köy yolları ağı 293.000 km’ye çıkmış, yaklaşık 100.000 km yol asfalt kaplamalı hale getirilmiştir. Ülkemizde Karayolları’na devlet ve il yolları ağının yaklaşık 60 bin km. olduğu düşünüldüğünde, kırsal alana götürülen hizmetin büyüklüğü ortaya çıkmaktadır.

Yine ülkemizdeki 75 bin yerleşim ünitesinden, 1965 yılında 18.183’üne sağlıklı ve yeterli içme suyu götürülmüş olmasına karşın, bugün itibariyle 70 bin adedinde sağlıklı ve yeterli içmesuyu vardır. Bu ünitelerin yaklaşık yüzde 60’ına şebekeli sistemle içmesuyu götürülmüştür. Sulanması öngörülen 2,4 milyon hektar alanlık tarım arazisinin 1,2 milyon hektarı sulamaya açılmış, 963 bin hektar alanda tarla içi ve toprak muhafaza ve geliştirme hizmetleri sağlanmıştır.

Bütün bu uygulamalar, ulaştırma, içme suları, iskan, tarım, konut, teknolojik araştırmalar ve çevre gibi 7 ana sektör ve 26 alt sektörde hizmet üreten Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün başarılarından sadece birkaç örnektir. Bu hizmetlerin gerçekleştirilmesinde etkin bir denetim ve eşgüdüm sağlanmış, ülkenin geri kalmış bölgelerine daha fazla kaynak ayrılmasına özen gösterilmiştir. Diğer yandan ülkeye ekonomik ve uzun ömürlü tesisler kazandırılmıştır.

Bu uygulamalarda, Genel Müdürlük ihtiyacı olan iş makinalarından bir dozer veya yükleyici 65 bin dolara alınırken, aynı iş makinasının il özel idareleri tarafından tam iki katına, yani 130 bin dolara alındığı yaygın olarak bilinen örneklerden biridir. Buna benzer örnekler çoğaltılabilir.

Burada bir önemli noktaya daha dikkat çekmek gerekmektedir.

KHGM hizmetleri için 1992 yılında genel bütçeden ayrılan pay % 3,96 iken, bu oran 1990’lı yılların ortalarında % 2’lere, 2000’li yıllarda ise % 1,06’ya kadar düşmüştür. Genel Müdürlük bütçesinde yaşanan bu muazzam daralmanın son üç yılın rakamlarıyla anlamı şudur: 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı verilerine göre, yılda 100 bin hektar arazi sulamaya açılması gerekirken, 2002’de sulamaya açılan toprak büyüklüğü 74 bin hektar olarak gerçekleşmiş ve 2004 yılı programında bu rakam 62 bine düşmüştür. Bu durum, Türkiye’nin teknik ve ekonomik ölçütlere göre sulamaya açması gereken ilave 4 milyon hektar için daha 80 yıl beklemek gerektiğini ortaya koymaktadır. Tarla içi geliştirme hizmetleri 2002 yılında 27 bin hektardan 2004 yılında 24 bin hektara; toprak muhafaza çalışmaları 9 bin hektardan 2 bin hektarın altına; taşkın koruma çalışmaları 20 bin hektardan 13 bin hektara gerilemiştir. Ulusal bütçeden yeterli ödenek verilmeyen Kurum, tüm olumsuz ve engelleyici koşullar karşısında, öz kaynaklarını devreye sokarak hizmet üretmeyi başarabilmiştir.

Bugün gelinen nokta, yaşam standardı yükselme eğiliminde olan insanlarımızın beklentilerine cevap verebilmekten tartışmasız biçimde uzaktır. Ancak bu durumun sorumlusu, bir kamu kurumu olduğu için KHGM değil, köy hizmetlerine ilişkin uygulanan politikaların kendisidir. Doğru çözüm için, sorunu ve sorumluyu doğru teşhis etmek gereklidir.

Toprak ve su kaynaklarının korunması ve geliştirilmesi, yalnızca köy muhtarlıklarında yaşayan 14,1 milyon insana hizmet vermek değildir. Ülkemizdeki 70 milyon insanın, ortalama bir ifadeyle 60 milyonunun köye bağlı olarak yaşadığı gerçeği düşünüldüğünde, bütçe ödeneklerindeki düşüşün köylüsüyle kentlisiyle tüm nüfusumuzu etkilediği, bir diğer ifadeyle, ülkenin sosyal ve ekonomik yapısına da doğrudan etki yaptığı görülmektedir. Bu nedenle, tartışılan sorun “köylü sorunu” değil, “ülke sorunu”dur.

Tasarıda yer alan kaynak israfı ve eşgüdümsüzlük suçlamaları, ikna edici dayanaklardan yoksundur.

2. KHGM’nün diğer kamu kuruluşlarıyla mükerrer görev alanı iddiası:Tasarı, saydığı görev ve hizmet alanında, KHGM’nün bazı kuruluşlarla mükerrerlikler oluşturduğunu ileri sürmektedir. Buna göre;

a) 3155 sayılı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü’nün Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun, 3202 sayılı Yasada öngörülen görevlerden sulama, toprak muhafaza, toplulaştırma ve tarım dışı amaçlı arazi tahsisi gibi konulardaki işlerin Bakanlar Kurulunca belirlenen uygulama alanlarında Tarım Reformu Genel Müdürlüğünce yürütülen hizmetlerle;

b) İl Özel İdaresi Kanununa göre il özel idareleri tarafından yürütülen bazı hizmetlerle;

c) 442 sayılı Köy Kanunu ve 7488 sayılı Köy İçmesuları Hakkında Kanuna göre Devlet Su İşleri tarafından da yürütülmekte olan köye kapalı yoldan içecek su getirmek, pis suların akıp gitmesi için üstü kapalı akıntı yapmak, köylere içme suyu temin etmek gibi görevler bakımından Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen hizmetlerle,
d) 441 sayılı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın Kuruluş ve Görevleri hakkında Kanun Hükmünde Kararname kapsamında, Bakanlığın ana hizmet birimi olan Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü ile Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen hizmetlerle mükerrerlikler bulunmaktadır.

Gerçekte, her yeterli bilgi sahibinin bildiği üzere, bugün itibariyle Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün hizmet alanına giren hiçbir konu bir başka kurum veya kuruluş tarafından yürütülmemektedir.

Tarım Reformu Genel Müdürlüğü, ülkemizde yalnızca “Reform Bölgesi” ilan edilen yerlerde çalışır. Yani, Şanlıurfa ve çevre illerinde ve “GAP Projesi”nde. Bu genel müdürlük yalnızca proje üretiminden sorumludur ve uygulama-yürütme alanında iş görmez.

İl özel idareleri ile görevde mükerrerlik iddiası da geçerli değildir. Ülkede toprak ve su kaynaklarını kullanma ve bunlar üzerinde denetim yetkisi ve görevi, yasalarla Devlet Su İşleri Gn.Md. ve Köy Hizmetleri Gn.Md.’ne verilmiştir. İl Özel İdareleri Yasasında böyle bir hüküm yer almamaktadır. İl özel idarelerinin köy yollarının yapımı ile ilgili görevi ise, anılan kurumla mükerrerlik değil, işbölümü ve işbirliğinin hukuki zeminini oluşturmaktadır. İdareler arasında işbölümü ve işbirliğini “mükerrerlik” olarak görmek, devlet yönetimini zaafa uğratmak demektir. Kaldı ki, il özel idarelerinin ülke genelinde toplam 7000 kişiden ibaret olan personeli içinde teknik personel bulunmadığı gibi, bu idarenin yatırım uygulama deneyimi de yoktur. Her biri bir diğerinden farklı özellikler ve sorunlar sergileyen 81 il özel idaresinin, ülke genelinde dengeli götürülmesi gereken böyle bir hizmeti uygulama olanağı da bulunmamaktadır.

Mükerrerlik iddiasında bulunulan üçüncü kuruluş, Tarım Bakanlığı’nın Tarımsal Üretimi Geliştirme Genel Müdürlüğü’dür. Kısa adıyla TÜGEM olarak bilinen bu birim, alanla ilgili olarak, yalnızca bir daire başkanlığına sahiptir: Tarımsal Arazileri Değerlendirme Daire Başkanlığı. Tarımsal Arazileri Değerlendirme Daire Başkanlığı henüz 2001 yılında kurulmuştur ve yeterli birikim ve deneyime sahip değildir. Kaldı ki, Tarım Bakanlığı içinde yetkinin Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü yerine TÜGEM’e verilmiş olması, ayrı bir sorun oluşturmaktadır. Tarım Bakanlığı’nın Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki 441 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname, konuyla ilgili uzman genel müdürlük olarak Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü’nü belirtmektedir. Asıl karışıklık, tüm yetkilerin devredilmek istendiği Tarım Bakanlığı’nın kendi içindedir. Günümüze dek Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü uygulama yetkisini tek başına kullanmış, Tarım Bakanlığı bu süreçte yalnızca onay makamı olarak yer almıştır. Bugün de uygulama bu biçimde devam etmektedir.

Bu alanlarda tek yetkili ve tek ihtisas birimi Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’dür. ‘Mükerrerlik’ savı gerçeği yansıtmamakta, zorlama gerekçe üretmenin bir sonucundan ibaret kalmaktadır.

3. İstihdam fazlası olan, bütçesini maaş ödemeye harcayan KHGM iddiası: Tasarı gerekçesinde, 2003 yılında maaş ödemelerinin Genel Müdürlük harcamalarının % 76’sını, ek bütçenin % 99’unu oluşturduğu, Genel Müdürlüğün özellikle bölge ve il müdürlüklerinde 53.600 kişi istihdam ettiği, personelin 45 bininin işçi olduğu ifade edilmektedir.
Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü hizmet üreten bir kuruluştur. Ürettiği hizmetin, bir birim maliyeti vardır. Her birim maliyetin olmazsa olmaz analiz girdilerinden biri de, işçilik gideridir. Yani, birim maliyet hesabında, analiz değer içerisinde işçilik gideri yer alır. Fabrikada üretilen 1 metre kumaş veya 1 otomobil veya 1 kg sucukta olduğu gibi, yapılan 1 km yolda, içmesuyuna kavuşturulan 1 ünitede veya sulamaya açılan 1 hektar alanda birim maliyetlerde de işçilik bulunmaktadır.

İşçilik giderleri, sağlıklı bütçe uygulamalarında cari bütçe içerisinde yer almaz. İşçilik ödenekleri yatırım bütçelerinde yer alır. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğüne ayrılan yıllık işçilik ödeneklerinin yatırıma dönüşme oranı %80’dir. Yani 100 birim işçilik ödeneğinin 80 birimi yatırıma dönüşmektedir.

Her üretimin bir maliyeti vardır. Köylüye hizmet götürülecekse, bunun maliyeti karşılanacaktır. Madde gerekçesinde söylendiği gibi, “personel giderleri bütçenin % 76’sını oluşturmaktadır; bu cari giderle kaynaklar heba olmaktadır’ demek, gerçekte verimli bir çalışma düzeni kurmak değil, ‘hizmeti görmekten vazgeçmek’ anlamına gelmektedir.

Bir diğer sav, “ek bütçenin % 99’u işçilik giderlerine ayrılır” saptamasına dayanmaktadır. Ek bütçelerle ilgili bu saptama, bütçenin IMF koşullarına uygun hazırlandığını göstermek için, yıl başı bütçe hazırlığında bir takım harcama kalemlerini bütçeye koymamaktan kaynaklanmaktadır. Gerçekte hükümet, bir yılda işçiye, memura ne ödeyeceğini net olarak bilmektedir. Maliye Bakanlığı’nın elinde bu bilgiler ayrıntılarıyla, aylık giderler olarak, il bazında vardır. Ama bu rakamlar, yıl başı hesaplarında IMF’yi kandırmak amacıyla gizlenmektedir. Ülke gerçekleri ve hizmet gereksinmesi, yılı içinde, ister adına ek ödenek densin, ister örtülü ödenek, bu paranın ödenmesini zorunlu kılar. Ek bütçenin % 99’unun işçilik ödemesi olarak gösterilmesi, KHGM’nün eksiklerini değil, siyasal iktidarların IMF ipoteği ile pazarlığını açığa çıkarmaktadır.

Bir diğer ifadede Genel Müdürlük bünyesinde 53.600 kişi, il müdürlüklerinde 45 bin kişinin çalıştığından söz edilmektedir. Peki, Köy Hizmetleri’nde kaç kişi çalışmalıdır? Biz söyleyelim, bugün itibariyle Genel Müdürlükte çalışan işçi sayısı 44 binin altına düşmüştür. Genel Müdürlük tarafından yapılan norm kadro çalışmalarına göre, bu hizmetlerin asgari düzeyde yerine getirilmesi için 47.100 işçiye ihtiyaç vardır.

Tasarı’da ileri sürülen personel giderlerinin yüksekliği savı, devlet ciddiyetiyle bağdaşmayacak ölçüde gerçek dışı bir nitelik taşımaktadır.

4. KHGM’nün işleri müteahhitlere ve başka kurumlara devretmiş olduğu ve bu nedenle personel ve makinalarının atıl kaldığı iddiası: KHGM’nün doğrudan yaptığı işlerin çoğunun kırsal yollarla ilgili olduğu, tarım (çoğunlukla sulama), su temini ve iskanla ilgili öteki işlerin büyük ölçüde özel yükleniciler tarafından yerine getirildiği, KHGM faaliyetlerinin önemli bir bölümünün il özel idarelerinin talebi üzerine ve öteki kuruluşlarla yapılan protokoller çerçevesinde gerçekleştirildiği, bunun sonucu olarak KHGM’nün personeli ve makinalarının büyük ölçüde atıl kaldığı ileri sürülmektedir.
Ülkemizde yaklaşık 75 bin yerleşim birimine hizmet götüren KHGM, yapım hizmetlerinin yanı sıra bakım hizmetlerini de yerine getirmek zorundadır. 300 bin kilometrelik yolda dört mevsim güvenli ulaşım sağlanacaktır. Sekiz yıllık kesintisiz eğitim için köy yolları hergün açık tutulacaktır. Bir köye birden fazla kere hizmet götürüldüğü için, yılda ortalama 80 bin köyde, 680 bin kilometrelik kar mücadelesi yapılacak, deprem, sel gibi doğal afetlerde olay yerine anında ulaşılacak ve ilk müdahale yapılacaktır; cami, köy konağı, okul, sağlık ocağı gibi tüm tesislerin hizmeti karşılanacak, köydeki acil hasta hastaneye yetiştirilecek, sağlık memuru veya hemşire köylere götürülecek, sınır ötesi askeri harekatlarda ordumuza lojistik destek sağlanacaktır. Böyle bir kuruluşta “atıl kapasite” varsa, başka hiçbir kuruluş çalışmıyor demektir.

KHGM’nde 1984 yılında 10.240 olan memur sayısı, yirmi yıl için 2004 yılına kadar 6.000’e düşürülmüştür. 1985 yılında 65.327 olan işçi sayısı, mevsimlik işçiler kadrolu duruma getirildiği halde 2004 yılına kadar 44.000’in altına indirilmiştir. 20 yılda memur sayısı yüzde 40, işçi sayısı yüzde 33 oranlarında düşürülmüştür.

1990 yılında toplam 28.000 adet olan makina varlığı, 2004 yılına kadar 16.000 adete geriletilmiştir. Kurumun makine varlığı yüzde 43 oranında azaltılmıştır. Büyüyen hizmet gerekleri, böylesine daralan personel ve makina varlığıyla karşılanmıştır.

Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nde özelleştirme ise, Kurum’un teknik bir tercihi ve teknik gereklilik olarak değil, iktidarların hesapsız ve inatçı siyasal tercihlerinin ve dayatmalarının ürünü olarak ortaya çıkmıştır.

Özelleştirme, yalnızca kamu kurum ve kuruluşlarına ait işletmelerin özel kişi ve kuruluşlara satılması değildir. “Taşeronlaşma yada emanet işlerin azaltılarak işlerin özel kişi ve kuruluşlara yaptırılması”’ da bir özelleştirme yöntemidir. Köy Hizmetleri, Karayolları, Devlet Su İşleri Genel Müdürlükleri, yapıları gereği satılarak özelleştirilemeyeceği için, bu kuruluşları özelleştirmenin yolu, bu kuruluşlarca yerine getirilen hizmetlerin müteahhitlere ve taşeronlara yaptırılması olmuştur.

Kamu sektöründe taşeronlaşma ve fason üretim, 24 Ocak 1980 istikrar programı sonrasında bilinçli olarak gündeme getirilmiştir. Bu doğrultuda ilk sistemli çabalardan biri, 1983 yılında hazırlanan Ulaştırma Ana Planı’dır. Bu Plan uyarınca Karayolları Gn.Md.’nün emaneten yaptığı işlerin on yılda yüzde 60’dan yüzde 25 düzeyine indirilmesi öngörülmüştür. DSİ de bu süreçten etkilenmiştir. 1999’da dönemin DSİ Genel Müdürünün yaptığı bir açıklama çok anlamlıdır ve yapılan çalışmanın niyetini ve boyutunu göstermektedir:

“DSİ, özelleştirme uygulamasında bugün yüzde 83'lük bir seviyeye ulaştı... Bugün ülkemizde 300'e yakın sulama birliği var. Yenileri de kuruluyor. Mevcudun yüzde 83'ü çiftçilerimize devredildi. Böylece Türkiye'nin en büyük gizli özelleştirmelerinden birini gerçekleştirdik. Hedefimiz, 2000 yılına kadar tüm alanların işletmesinin devredilmesi. ... DSİ'nin bu çalışması dolayısıyla Dünya Bankası, Türkiye'yi örnek ülke olarak gösterdi" (Zaman Gazetesi, 12.1.1999)

KHGM’nde işaret edilen ‘atıl kapasite’ varsa, bu, KHGM’nün bir devlet kurumu olmasından değil, doğrudan doğruya özelleştirme ve taşeronlaşma politikasının uygulanmasındandır. Verimsiz olan, kaynakların israfına yol açan ve kamu hizmetlerinin görülmesini engelleyen, özelleştirme ve taşeronlaştırma politikasının kendisidir. Müdahale edilmesi gereken nokta burasıdır: Kamu kurumlarını hızla felçli hale getiren bu uygulamalara son vermek, bugün yaşanan sorunları ortadan kaldırmanın tek yoludur.

5. KHGM’nün yaptığı işlerin mahalli ve müşterek ihtiyaçlara ilişkin olması sebebiyle mahallinde planlanarak yerine getirilmesinin zorunlu bulunduğu, merkezi planlamaya gerek kalmadığı, günümüzde KHGM’ne gereksinim kalmadığı iddiası: Tasarı, mahalli müşterek nitelikli hizmetlerin merkezi idare tarafından yürütülmeye çalışılmasının hizmette etkinliği ve verimliliği azalttığı ve hizmetlerin daha yüksek maliyetle yerine getirilmesine yol açtığı; bu nedenle KHGM tarafından yürütülen hizmetlerin, halen köye ilişkin hizmetlerin yerine getirilmesinde önemli bir rolü bulunan il özel idarelerine devredilmesinin öngörüldüğü; 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile büyükşehir belediyesi sınırları İstanbul ve Kocaeli illerinde il mülki sınırı olarak tespit edildiğinden ve böylece il özel idarelerinin bu görevleri yerine getireceği bir alan kalmadığından, bu illerde KHGM tarafından yerine getirilen görevlerin büyükşehir belediyelerine devredilmesinin amaçlandığı ifade edilmektedir. Tasarıya göre, merkezi planlama, bu kuruluşların kurulduğu dönemdeki şartlarda uygun olabilirdi, ancak bugün dönem değişmiştir. Artık, bu faaliyetlerin mahalli idareler tarafından yerine getirilmesi, hem mahallin ihtiyaçlarına uygun çözüm yollarının bulunmasını kolaylaştıracak, hem de atıl kapasitenin kullanılması sağlanarak verimlilik artırılacaktır.

Tasarının gizlediği gerçek, bu sahte gerekçe ile ilgilidir. KHGM tarafından yürütülen işler “mahalli müşterek ihtiyaçlar”a değil, ulusal-ortak hedeflere ilişkin işlerdir. Bu konu, aşağıdaki bölümde ayrıntılarıyla ele alınmaktadır.

www.kamuyonetimi.org anasayfasında “IMF Tasarısı Neyi Gizliyor?” başlığına tıklayınız.

Temel Kanun TBMM'den geçti. Numarası 5227. Adı Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun

5227, Cumhurbaşkanınca tam 22 maddesiyle reddedildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na geri gönderilme gerekçeleri

İktidar Temel Kanun'u askıya çekti; 5227'yi parça parça yasalaştırma yolunu seçti; Köy Hizmetleri ile SSK hastaneleri operasyonu bu taktiğin parçasıdır.

Emek Platformu planı gördü. 6 Mart 2004'te 100.000 kişi "Hükümet Temel Kanunu Geri Çek" demişti; başardı. 20 Kasım 2004'te yine 100.000 kişi "Hükümet köylerle hastaneleri rahat bırak!" dedi

İnanılmaz yasa taslaklarından biri daha: Bağımsız gelir idaresi kurma taslağı

Bakanlıkların yerine kurullar: Düzenleyici Denetleyici Üst Kurul Tasarısı